Dost Kalemler Yazılar

      EŞİTİMİZ: KADIN

Yüksel YOKOLMA’ nın kaleminden,

 

“Ne garip!
En iyi davrandıklarım
bugün en çok incitenler beni,”

diyordu Sappho, milattan önce 630-612 yılları arasında, bugünkü adı ile Midilli Adası’nda doğan ve Roma Dönemi’nde İstanbul’daki VIII. Papa Gregory’nin emri ile 1073 tarihinde şiirlerinin çoğu yakılan kadın şair.

            Bugün de hala en iyi davrandıkları değil midir kadını inciten? … O günden beri hiçbir şey değişmedi mi kadının hayatında? …

            İnsanın tarihsel ve toplumsal yaşam sürecindeki yeri, dahil olduğu üretim ilişkileri içindeki konumu ile belirlenir. Erkek için olduğu kadar, kadın için de durum böyledir. Fakat tarihin başladığı yere gittiğimizde, kadının talihinin talihsizliklerle başladığı anlatılır bize. Buna inanmamız istenir. Erkeğin yazdığı tarihe göre bütün kötülüklerin dünyaya yayılmasına yol açan kadın, o kutuyu açan Pandora’dır. Yani erkeğin yazdığı tarihe göre kadın, başından beri lanetlenmiştir!!!

Günümüzde de bu “müstesna” tarih yazımı, değerinden pek bir şey kaybetmemiştir aslında. Toplumsal yaşamımızın en temel direği olan kadın, çoğu zaman dolaylı veya dolaysız bir biçimde “şeytani” niteliklere sahip olarak tarif edilir. Okuduğumuz kitaplardaki satır aralarında da, izlediğimiz televizyon dizilerine dair sahnelerde de böyle kurgulandığına şahit oluruz ana omurganın. Yaşamın ve insanlığın yaratıcı ve yapıcı gücü olan kadın, yıkıcı ve uğursuz bir yaratık gibi gösterilir. Oysa biz biliriz ki yaşamın kendisi kadındır. Doğuran, üreten, yetiştiren, dönüştüren, sürdüren kadındır. Dahası sevginin, saygının, bir arada yaşamanın, barışın ve dostluğun güvencesidir de aynı zamanda kadın.

Kadının hak ettiği saygıyı gördüğü tarih kesitlerinin olduğu yönünde rivayetler de vardır elbette. Antik Mısır ve Hitit uygarlıkları da söz konusu rivayetlere dahildir. Fakat bu dönemlerde de kadının toplumdaki rolü, erkeğin egemen konumu ile aynı seviyede değildir.

Modern toplumlar, kadın ve erkek eşitliğine dayandıklarını iddia etseler de gerçek böyle değildir ne yazık ki. Demokratik olarak bildiğimiz toplumlarda bile kadın bedeni bir sömürü metası olarak muamele görür. Bizimki gibi feodal bağların güçlü olduğu gelişmemiş kapitalist ülkelerde ise kadın kimliği üzerinde dışlayıcı ve ötekileştirici muamelelerin ardı arkası gelmez. Kafası bozulan erkeğin ilk sövdüğü, dövdüğü ve hatta öldürdüğü, en yakınındaki kadındır. Kadın ancak erkek için “işe yaradığı kadar” değer görür. İtirazı asla makbul değildir erkeğin nazarında.

Tarihsel arka plan ve yaşadığımız süreç ne olursa olsun, kadın, erkeğin eşitidir. Onu tanıtırken “filancanın karısı” gibi bir tanıma ihtiyacı yoktur. Çünkü kadın, tek başına saygıyı fazlasıyla hak eden, erkekten bağımsız bir varlıktır. Üstelik doğayı tahrip ederek ve savaşlara yol açarak dünyayı yaşanmaz hale getiren erkeksi külliyatın da panzehiridir kadın. Hem tek başınayken hem de ailenin bir üyesiyken; hem sokakta hem de dahil olduğu toplumsal üretim sürecinde hak ettiği eşitliğe kavuştuğunda ve hak ettiği saygıyı gördüğünde hem ülkemiz hem de dünya çok daha yaşanabilir bir yere dönüşecektir. Bunu sağlamadan dünyayı daha yaşanabilir kılmanın imkanı yoktur…

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

Read More