Kahve Sohbetleri

FARKLILIĞA VE ÇEŞİTLİLİĞE ÖNEM VEREN, DEĞİŞİME LİDERLİK EDEN KADIN: FİLİZ YAVUZ DİREN

 

 

Önemli olanın birilerine ilham olurken aynı zamanda bulunduğumuz ekosistemde kadınlar için fark yaratabilmek olduğu bilinciyle adım atan, iş dünyasında başarı basamaklarını azmi ve iş aşkı ile hızla tırmanan, Philip Morris/Sabancı’nın Genel Müdürü Sn. Filiz Yavuz Diren ile genç iş kadınlarına örnek bir rota çizeceği iş ve aile hayatını, edindiği başarıları, görev aldığı projeleri ve yönetim anlayışı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Keyifle okumanız dileğiyle…

 

 “Öğrenim bazen tanıştığınız yeni bir insanla, bazen gördüğünüz yeni bir lokasyonla, bazen ise yaşadığınız bir zorlukla kazanılıyor…”

 

Filiz Yavuz Diren kimdir; nasıl bir eğitim aldı, aile ve iş hayatı nasıldır? İş yaşamına girişi nasıl oldu? Sosyal yönlerinizden de söz ederek, bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?

Trabzon’da doğup, büyüdüm, evliyim ve 3 oğlum var. Endüstri Mühendisiyim. Finans ve yönetim üzerine University of Hartford’da MBA eğitimi aldım. Philip Morris/Sabancı’da kariyerime 1999 yılında Finans departmanında başladım ve çeşitli departmanlarında farklı sorumluluklar aldıktan ve öğrenimler kazandıktan sonra 2018 yılında Genel Müdürlük pozisyonuna atandım.

Günümüzün bir rutini olan iş ve özel hayatın yoğun temposuna rağmen yeni öğrenimlere vakit ayırmanın çok önemli olduğunu düşünmüşümdür hep. Öğrenim bazen tanıştığınız yeni bir insanla, bazen gördüğünüz yeni bir lokasyonla, bazen ise yaşadığınız bir zorlukla kazanılıyor… Bu yüzden gezmeyi, görmeyi, farklı tecrübeler edineceğim her fırsatı değerlendiririm. Bir anne ve aktif iş hayatının içinde bir iş insanı olarak çok da fırsatım oluyor. Her öğrenim için şükretmeyi bilen biriyim.


“Çalıştığım kurumun çalışanlarına verdiği değer kadar, kendi motivasyonumu da “mutlu olmak” üzerine yönetebildiğimi düşünüyorum.”

Kariyeriniz için neler hayal ettiniz ve şu an hayal ettiğiniz yerde misiniz?

20 yılı aşkın bir kariyere geri dönüp baktığımda kendimde hissettiğim en temel duygunun bir işi başarıya götürmek olduğunu görüyorum. Beni zorlayacak, farklı işlere hep heves duymuşumdur. En büyük başarım, hep mutlu bir çalışan olmuş olmam. Ömrümüzün önemli bir vaktini işte geçiriyoruz. İşte mutlu olmayı, hayatta mutlu olmanın bir parçası olarak görüyorum. Pazartesi sendromları yaşamadım. Ayaklarım hiç geri geri gitmedi işe giderken. Çalıştığım kurumun çalışanlarına verdiği değer kadar, kendi motivasyonumu da “mutlu olmak” üzerine yönetebildiğimi düşünüyorum. O yüzden de bugün mevcut sorumluluğumla şirketimizde çalışan her bireyin mutlu olmasını temel konulardan biri olarak görüyorum. Mutlu çalışan mutlaka şirkete fayda sağlayacaktır.

Başarılarılar sığdırdığınız iş hayatınızda, kariyer yolculuğunuzda hangi görevlerde bulundunuz?

Çalıştığım ilk ve tek şirket olan Philip Morris/Sabancı’da Finans, Stratejik Planlama gibi departmanlarda görev yaptıktan sonra, Kurumsal İlişkiler ve Satış alanlarında üst düzey yöneticilik yaptım. 2018 senesinden itibaren de Genel Müdürlük görevime devam ediyorum.


Çalıştığınız şirkette basamakları başarıyla çıktığınızı ve başarının yanında birçok sorumluluğu da getirdiğini biliyoruz. Bu sorumlulukları aldıktan sonra söz konusu alanlarda ne gibi farkların oluşmasına öncülük ettiniz, neler değişti?

Philip Morris/Sabancı çok geniş bir tedarik zincirine sahip. Ülkemizde tütün yetiştiren 50 bin çiftçimizden tedarikçilerimize, dağıtım operasyonlarımızdan ürünlerimizi tüketiciyle buluşturan 150 bin bakkal esnafımıza baktığınızda yüz binlerce aktörü ve dolaylı olarak milyonlarca insanı barındıran, ekmek kapısı olan bir sektörde faaliyet gösteriyoruz. Bu aslında bize, topluma ve ülke ekonomisine katma değer yaratabilecek farklı projeler yapma imkanı veriyor. Kurumsal İlişkiler departmanında görev yaptığım sürede Türk tütününde sürdürülebilirliğin ve verim artışının sağlanması amacıyla Philip Morris International’ın (PMI)dünyadaki ilk Oryantal Tütün Agronomi Merkezi kurulum çalışmalarını yürüttük. Bununla birlikte ihracata uygun kalitede ‘oryantal tütün’ yetiştirilmesini amaçlayan Tütün Tarımı ve Kalkınma Programı’nı hayata geçirdik. Bu projeyle 150’nin üzerinde köyümüz kaliteli tütün üretimi ve ihracatına başladı. Türk tütünün dünyadaki en büyük alıcısı PMI ve bu proje Türk tütünün sürdürülebilirliği açısından çok kıymetli.

Satış departmanında görev yaptığım sürede ise FMCG sektöründe ilklere imza atan projeleri başlattık. Start-up mantığıyla çalışan bir Dijital Strateji ekibi kurarak dijital dönüşüm ajandamızda büyük bir ivme kazandık. Bu göreve geldiğimde ajandam FMCG dünyasında nasıl bir fark yaratabiliriz, devam eden değişim rüzgarına işimizi entegre ederek bu alandaki dönüşüme nasıl liderlik edebiliriz oldu. 2017 yılından beri yeni iş fikirleri ortaya çıkararak süreçlerimizi daha da ileriye taşıdık. Start-uplarla birlikte kurduğumuz dijital altyapılar bugün ticaretimizin %95’inin ilerlediği bir kanal haline geldi. 150 bin bakkalımızın yeni dünyaya entegre olması için üniversite destekli dijital okuryazarlık eğitimleri düzenledik. Tüm iş modelimizi veri odaklı tasarladık ve pandemi döneminde şoklara karşı dayanıklılığımızı ispatladık. Geldiğimiz noktada platformlarımızı farklı FMCG firmalarıyla paylaşıyor, tüm bu ilkler sayesinde FMCG sektörünün dönüşümüne liderlik ediyoruz.

Tüm aktörleriyle değerlendirildiğinde çok köklü bir değişimden bahsediyoruz. 20 yılı aşkın süredir görev yapan biri olarak şirketin dönüşümüne bakıyorum; iş yapış şekilleri değişti, bakış açıları değişti, yetkinlikler gelişti ve bu sayede devasa bir ekosistemi dönüştürebilecek güce sahibiz. Tabii ki bu değişime liderlik etmek, değişimin parçası olmak bana gurur veriyor.


Yönetim felsefenizden kısaca bahseder misiniz?

Belirli bir süreyi aşkın yönetim tecrübesinden sonra herkesin farklı bir yönetim anlayışı gelişiyor. İletişim halinde olduğum, ya da etkilerini gözlemleyerek etkilendiğim birçok hayat var… Gözlemlerim ve yaşadıklarımla benim de bir yönetim tarzım var. Bu yönetim tarzım içinde en önem verdiğim konu tüm farklılıkları muhafaza etmek ve onlardan beslenmek. Yalnızca yöneticiler için değil, gelişebilmek için, şirketin her kademesinde farklılığa, çeşitliliğe ihtiyacımız var. Philip Morris/Sabancı’nın çeşitlilik ve kapsayıcılık konusundaki köklü kültürünü daha da ileriye taşımanın en önemli görevlerimden biri olduğunu düşünüyorum.

İş hayatında cinsiyet eşitliği fikrini ön plana çıkaran ne gibi çalışmalara imza attınız?

Her fikir, her birey fırsatlara erişimde eşit haklara sahip olmalı ki karşılıklı beslenebilelim, büyüyebilelim. Bu bakış açısının en önemli ayaklarından biri olan ve ülkemizde de gelişime açık bir konu iş hayatında cinsiyet eşitliği. Öncelikle Philip Morris/Sabancı bu konuda halihazırda çok ileri bir kültüre sahip, eşitlik temelli uygulamalarımızla Türkiye’de eşit ücret “Equal-Salary” sertifikasını almaya hak kazanan ilk özel şirket olduk. Yalnızca ücret değil, terfi ve kariyer yönetimi gibi alanlarda da süreçlerimizi gözden geçirmek için bu sertifikanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu yeterli değil, fark yaratabileceğimiz her alanda ilerlemeliyiz diyerek ekosistemimizdeki kadın bakkallar, çiftçiler ve iş hayatına yeni başlayan genç kadınlariçin birçok program oluşturduk. Amacımız, toplumda etki edebileceğimiz her alanda kadınların eşit fırsatlara sahip olması için gerekli bilinci ve zemini oluşturmak.

İçinden geçtiğimiz COVID-19 salgını sürecinde gerek farkındalık yaratmak gerekse aksiyon almak açısından şirketinizde ne yönde çalışmalar gerçekleştirdiniz?

Pandemi dönemi hayatın tüm alanlarını etkiledi. Küçük esnaf, KOBİ’ler, büyük ölçekli şirketler de dahil olmak üzere herkes ekonomik açıdan zor bir dönem geçirdi. Philip Morris/Sabancı olarak faaliyet gösterdiğimiz her alanda insan odağıyla hareket ettik. Çalışanlarımız ve direkt dağıtım kanalımızdaki iş ortaklarımızın güvenliği için gerekli ekipman ve en önemlisi esnekliği sağladık. Çalışanlarımızın sağlığı ve güvenliği için ofis pozisyonlarımızda uzaktan çalışma modeline geçen ilk firmalardan biri olduk. Dijital imkanlarımız, krizin pik yaptığı dönemlerde saha pozisyonlarımızda dahi uzaktan çalışma imkanı sundu. Türkiye genelinde 150.000 bayi ölçeğinde dijital platformumuz aracılığıyla bayilerimizde kesintisiz iletişim uygulamasını hayata geçirdik. Bayi ziyaretlerimizi dijital ortama taşıyarak hem ekiplerimizin hem de bayilerimizin temas riskini düşürdük.

Dijitalleşmenin farklı bariyerleri ortadan kaldırmasıyla kapsayıcılık ve çeşitlilik alanında da birçok fırsatı getirdiğine inanıyorum. Geliştirdiğimiz veri tabanlı ticari operasyon modeli sayesinde normal şartlarda satış pozisyonlarını tercih etmeyen kadınların dijitalleşme ve farklı çalışma koşulları sayesinde bu alana daha sıcak baktığını göreceğiz. Özellikle perakende sektöründe satış alanında kariyerlerini ilerletmek isteyen kadınlar bu çok kıymetli bir fırsat.

Orta-uzun vadeli projelerimiz haricinde bir parçası olduğumuz toplumun yaralarını sarmaya yönelik yardımlarımızı sürdürdük. Dönüp baktığımda bugün hala devam eden pandeminin çok büyük bir öğrenim olduğunu görebiliyorum. Hem firmalara hem bireylere çok önemli dersler çıktı. Özellikle kriz anlarında hem iş modelinizin hem de organizasyonunuzun esnekliğini, kuvvetini görme şansınız oluyor. Philip Morris/Sabancı olarak bu sınavı başarıyla geçtiğimizi söyleyebilirim.


Sürdürülebilirlik için “Kadın” sizce ne anlama geliyor?  Sizce şirketlerde ve ekonominin genelinde kadın gücünün artması neleri, nasıl etkiler?

Kadının eşit temsil edilmediği hiçbir yapıda sürdürülebilir büyümeden söz edemeyiz. Bu aklınıza gelen en küçük yapıdan kamuda karar alma mekanizmalarına kadar geçerli. Dolayısıyla kadının hayatın her alanında eşit temsili bana göre sürdürülebilirliğin tam ortasında, vazgeçilmez bir öncelik. Kadın işgücünün ekonomiye entegre edilmesi halinde sağlanacak ekonomik büyümeyi gösteren birçok çalışma var. Burada rakamlardan ötesini, çeşitliliğin katacağı değerleri görmek gerekiyor. Bunun içinse toplumun her kademesinde, hayatın her alanında kadın temsilinin eşitliğini sağlamak şart.

Şirketinizde kadın çalışan oranı nedir? İK süreçlerinizde cinsiyet eşitliğinin önemi ve önceliğinden bahseder misiniz?

Firmamızda yönetim ekibimizin yarısı kadın liderlerden oluşuyor. Üst düzey yönetimde de kadın temsilimiz yüksek ancak saha ve üretim alanlarında her sektörde olduğu gibi geliştirebileceğimiz alanlar var. Satış organizasyonunu yönetmiş bir lider olarak bu alanlarda kadın temsilini artırmaya yönelik projelere bizzat liderlik ediyorum. Şirketimizde bu alanlara odaklı proje grupları mevcut ve çok kıymetli çalışmaları var.

İK süreçlerimiz baştan uca eşitlik ilkesi temelinde tasarlanıyor. İşe alımlarda cinsiyetsiz özgeçmiş taramalarından tutun, cinsiyet dağılımı eşit son aday listelerine kadar dengeyi en baştan sağlayacak programlarımız mevcut. Çeşitlilik ve kapsayıcılık ajandamız kadın odağı ile limitli değil. Liderler ve çalışan oranları değişebilir ancak oluşturduğunuz kültür çok önemli. Benim önceliğim, her alanda bulunduğundan daha ileri bir noktayı hedefleyen bir kültürü yaşatmak. Kapsayıcılık ve çeşitlilik konusunda bir değerlendirme yaparken farklı jenerasyonların bir arada çalışması, engellilik konusunda kapsayıcılık gibi konuları göz ardı edemeyiz. Philip Morris / Sabancı’da her bir konu ayrı bir odak alanı. Engelli adaylarımız için oluşturduğumuz Phil-in staj programımızı başlattık. Bunu daha da ileriye götürüp engelli bireylerin iş hayatında donanımlarını artırmaya yönelik programlar tasarlıyoruz. Kararlarımızı alırken her fikrin, her sesin duyulmasına çok önem veriyorum.

“Önümüzdeki 10 yıl içerisinde, dijitalleşme ile birlikte çalışma koşullarının değişeceğine, farklı iş kollarının oluşacağına ve kadın istihdamına yönelik bambaşka fırsatlar göreceğimize inanıyorum.”

İş dünyasında cinsiyetleşmiş meslekler hakkında önemli bir dönüşüm sürecinde olduğumuzu görüyoruz, ancak hala yolun başlarındayız. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiye ve dünyada gelecek 10 yılda nasıl bir tablo oluşacağını öngörüyorsunuz? Süreçte kimlere ne gibi sorumluluklar düşüyor?

Kapsayıcılık ve çeşitlilik konusunda çok yol kat ettik ama yeni fikirler, uygulamalar ve teknolojilerle gidecek daha çok yolumuz olduğunu da biliyoruz. Cinsiyetleşmiş meslekler tanımı bile esasında kendi zihnimizde bir bariyer oluşmasına sebep oluyor. Oysaki zihnimizdeki bariyerleri yok ettiğimizde, bireysel seviyede başlattığınız değişim belki de en önemli kademe. Bu konuları farklı platformlarda sıklıkla konuşuyoruz, daha da fazla konuşulması lazım. Her zaman kadınların, bireylerin kendi zihinlerinde oluşturdukları engelleri aşmalarının önemine değiniyorum. Bu engel aşıldıktan sonrası içinse vazifemiz, kurumlar olarak eşit koşullar tesis etmek, her anlamda kapsayıcı olmak. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliği dediğimizde hem bireylere hem kurumlara görev düşüyor. Bir yönetici olarak bu sorumluluğu yalnızca kendi ekiplerim nezdinde değerlendirmiyorum. Bu çabaları genişleterek daha fazla alanda etkimizi artırabiliriz. Örneğin, ben de dahil olmak üzere şirketimizde görev yapan kadın üst düzey yöneticilerimiz KAGİDER’le birlikte yürüttüğümüz KaMP KAGİDER mentorluk programıyla her sene kariyerine yeni başlayan genç kadınlara, girişimcilere mentorluk yapıyoruz. 2016 yılında başlattığımız bu programdan 2021 sonu itibariyle 66 genç kadın faydalanmış olacak. Başarılı rol modellerin artması, daha çok bilinmesinin genç kadınlarımıza ilham olduğunu gözlemliyorum. Türkiye’de rol modellerin artması da gurur verici…

Önümüzdeki 10 yıl içerisinde, dijitalleşme ile birlikte çalışma koşullarının değişeceğine, farklı iş kollarının oluşacağına ve kadın istihdamına yönelik bambaşka fırsatlar göreceğimize inanıyorum. Önemli olan tüm farklılıkların yaşamasına ve üretmesine olanak sağlayan politikaların ve uygulamaların oluşturulması. Bu sayede kadın temsilinin her alanda arttığını daha çok göreceğiz.

Varsa bireysel ödülleriniz, bildiğiniz yabancı diller, üyesi olduğunuz veya yönetiminde bulunduğunuz sivil toplum kuruluşlar nelerdir?

Sivil toplum kuruluşlarında aktif rol almayı önemsiyorum. Türkiye’de TÜSİAD, YASED gibi önde gelen birçok iş derneğinde görevlerim devam ediyor, TAİK Yönetim Kurulu üyesiyim. Aynı zamanda uluslararası bir STK olan ve iş hayatında kadın-erkek eşitliği için çalışmalarına devam eden Catalyst Derneği’nin Avrupa Yürütme Kurulunda görev yapıyorum. Farklı projeleri, bakış açılarını takip etme ve endüstriler arası iş birliği anlamında STK çalışmalarını önemsiyorum.

Bugüne kadar birçok ödüle layık görülmenin gururunu yaşadım. En güçlü kadın yöneticiler listelerinde birbirinden kıymetli isimlerle üst sıralarda olmak, birinci olmak elbette gurur verici. Veya yaptığımız projelerle aldığımız ödüller… Bu ödüller ve listeler bir kadına dahi ilham oluyorsa ne mutlu bize. Önemli olan birilerine ilham olurken aynı zamanda bulunduğumuz ekosistemde kadınlar için fark yaratabilmek. Bu anlamda mevcut odağım dijitalin getireceği imkanları, daha esnek iş modellerine ve iş kollarına dönüştürerek çeşitliliği artırmak.

İş dünyasında eşitlik konusunda her gün artan bir bilinç olduğunu düşünüyorum. Gidecek yolumuz var ama doğru yolda olduğumuzu bilmek umut verici.”

Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Kadın-erkek fırsat eşitliği konusunda hem bireysel hem kurumsal ödevlerimizi bilmekle birlikte, bir yandan da ülke olarak önemli ilerlemeler kaydettiğimizi ve bu örneklerin toplum bilinci için çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. İş hayatı, sanat, bilim, spor gibi birçok alanda başarılı Türk kadınlarını daha çok görüyoruz. Olimpiyatlarda kadın sporcularımızın, bilim dünyasında küresel etki yaratan kadın bilim insanlarımızın başarılarıyla gururlanıyoruz. Küçüklüğümde bunları hayal dahi edemezdim… Önümüzdeki dönemde daha da iyiye gideceğimize inanıyorum. İş dünyasında eşitlik konusunda her gün artan bir bilinç olduğunu düşünüyorum. Gidecek yolumuz var ama doğru yolda olduğumuzu bilmek umut verici.

 

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

Read More