İlham Veren Kadınlar Yazılar

TÜRKİYE’NİN ÇAĞDAŞLAŞMA YOLUNDAKİ PARLAK IŞIĞI: SÜREYYA AĞAOĞLU

 

 

İlerici, modern, aydınlanmacı bir kadın olan Süreyya Ağaoğlu, hem ilk Türk kadın avukat hem de kadınların da kendi gibi, yaşadıkları çağda ilerici ve aydınlanmacı olması için uğraş veren bir hak savunucusuydu. Türkiye’nin çağdaşlaşma yolculuğundaki önemli mihenk taşlarından olan Ağaoğlu, eğitimde fırsat eşitliğinin kazanılmasında, karma eğitim sisteminin temellerinin atılmasında da adından sıkça söz edeceğimiz, dünden bugüne kalan en parlak tarihi miraslarımız arasında yerini alır…

1903 yılında Azerbaycan’ın Şuşa kentinde doğan Süreyya Ağaoğlu, 7 yaşındayken ailesiyle birlikte yerleştiği Türkiye’de “ülkenin ilk kadın avukatı” unvanını alacağından henüz habersizdi.

Ailece göç ettikleri ve yeni vatanları olan Türkiye’de, Süreyya Ağaoğlu’nun çocukluğu ve gençliği, babasının ideolojisi ve görevleri nedeniyle Türk Ocağı Aydınları ve Mustafa Kemal Paşa‘nın yakın dostları arasında geçti. Ağaoğlu, orta eğitimini tamamladıktan sonra dönemin “cinsiyet eşitliği” kavramından haberdar bile değilmiş gibi yaşanmasına inat, 1921 yılında, hukuk eğitimi görmek için Darülfünun’a (İstanbul Üniversitesi) başvurmak istedi. Hiç kız öğrencisi olmayan, hatta toplumda “kadın avukat” fikrinin bile hüküm sürmediği o günlerde, Ağaoğlu’na bir yardım eli uzandı. Bu yardım elinin sahibi, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmasına çok önemli katkıları olan, Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi dekanı olan Ahmet Selahaddin Bey (Haldun Taner’in babası) idi. Süreyya Ağaoğlu’na cesaretinden dolayı hayranlık duydu ve ona yardım etmek istedi. Ağaoğlu o dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne başvuran ilk kız öğrenci olarak adını tarihe yazdırdı. Fakültenin kız öğrencilere açılmasında öncü rol oynadı. O yaşında attığı bu adımla taa o zamanlardan hem toplumsal cinsiyet eşitliği hem de eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması konularında çok önemli bir eşiği atladığının farkında değildi. Süreyya Ağaoğlu gibi önemli bir hukukçu ve yazarın bu konunun öncülerinden olması Türkiye’yi ilerleyen dönemde daha da aydınlık yarınlara taşıyacaktı.

Okulun iki şartından ilki olan beraberinde iki kız arkadaşı olan Melda ve Bedia Hanımları da yanında okula getirip fakültenin kız öğrencilere açılmasını sağlayan Ağaoğlu, arkadaşları ile ikinci şart olan erkeklerden ayrı sınıfta öğrenim görmelerini de ilk dönemde yerine getirdiler. Daha sonra okul kararıyla bu durum değişti ve Süreyya Ağaoğlu sayesinde erkeklerle kadınlar ilk defa üniversitede aynı sınıfta eğitim almaya başladı. Bu şekilde bir bakıma da karma eğitimin temelleri atılmış oldu. Ağaoğlu, 1925’te bu fakülteden başarıyla mezun olduktan sonra Ankara’da Şurayı Devlet Tanzimat Dairesi’nde çalışmaya başladı. İki yıl sonra 5 Aralık 1927’de Ankara Barosu’na kaydoldu. 1928’de serbest avukatlık ruhsatını alarak, “Türkiye’nin ilk kadın avukatı unvanının sahibi oldu ve hayatı boyunca avukatlık mesleğini sürdürdü. 1936 yılında Ankara Barosu’ndan naklen İstanbul Barosu’na kaydedildi.

Ağaoğlu yalnızca bir avukat değil, aynı zamanda da bugüne ışık tutan bir kadın hakları savunucusuydu…

Ünlü düşünür ve siyasetçi Ahmet Ağaoğlu‘nun kızı, eğitimci ve milletvekili Tezer Taşkıran‘ın, mühendis ve iş adamı Abdurrahman Ağaoğlu‘nun; siyasetçi, edebiyatçı ve hukukçu Samet Ağaoğlunun ve tıp doktoru Gültekin Ağaoğlu’nun da ablası olan Süreyya Ağaoğlu, beş çocuklu ailenin en büyük çocuğuydu.

Türkiye’nin çağdaş medeniyetler seviyesine gelmesi için mücadele eden Süreyya Ağaoğlu’nun dil eğitimine de özel bir ilgisi vardı ve İngilizce ile Fransızca bilmesi sayesinde, iş hayatı süresince çok sayıda uluslararası konferansta Türkiye’yi temsil etme görevini üstlendi. 1946’daki girişimleri sonucu İstanbul Barosu‘nun Beynelmilel Barolar Birliği’ne üye olmasını sağladı. 1946-1960 arasında bu birliğin tek kadın yönetim kurulu üyesi olarak kaldı.

1952’de Milletlerarası Kadın Hukukçular Birliği’ne üye olan Ağaoğlu, 1960 yılında Kadın Hukukçular Birliği’nin BM Cenevre Teşkilatı temsilcisi seçildi. 1980- 1982 yıllarında gelindiğinde ise birer birer ve emin adımlarla çıktığı kariyer basamaklarında Hukukçu Kadınlar Federasyonu ikinci başkanı oldu.

Türk Hukukçu Kadınlar Derneği başta olmak üzere, Üniversiteli Kadınlar Derneği, Hür Fikirleri Yayma Derneği, Soroptimistler İstanbul Kulübü, Türk Amerikan Üniversiteliler Derneği, 1948 de kendi kurduğu Çocuk Dostları Derneği gibi önemli değere sahip sivil toplum kuruluşlarının kurulmasında rol alan Süreyya Ağaoğlu, hiçbir zaman, mesleğinde olduğu yerle yetinmedi. Azmi, aklı ve başarısı ile hem kendi dönemini aydınlattı hem de gelecek kuşaklara ışık oldu.

Çok iyi bir hukukçu, kadın hakları savunucusu olmasının yanı sıra iyi de bir yazardı. Zira yazdığı “Londra’da Gördüklerim” ve “Bir Hayat Böyle Geçti” adlı kitaplarıyla da edebiyat dünyasında yer almayı başarmış aynı zamanda çeşitli hukuki makaleler de yazmıştı.

1950’li yılların başında, Alman hukukçu Werner Taschenbreker ile evlenen Süreyya Ağaoğlu’nun evliliği 1960’lı yıllarda son buldu. Ağaoğlu çok çalışkan, sürekli kendini yenileyen ve bilgisini paylaşmayı çok seven bir hukukçu idi. 86 yaşında dahi çalışmasından belliydi bu disiplini. 29 Aralık 1989’da İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu bir panelden ayrılırken düşüp beyin kanaması geçirerek hayatını kaybeden Süreyya Ağaoğlu’nun aile fotoğrafları, mektupları, gazete kupürleri gibi belgelerden oluşan özel arşivi, İstanbul’daki Kadın Eserleri Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

Read More